Eski Türklerde Töre ve Hukuk Sistemi

Eski Türklerde Hukuk ve Adalet

Türk töresi bu dört esas üzerine işlerlik kazanmış, törenin değişmez hükümleri olarak kabul görmüştür.
Töre’de Dört Temel Esas Vardır: İnsanlık, iyilik, Eşitlik, Adalet

Türklerde “töre” olarak bilinen hukuk kuralları,
* yazılı olmayan gelenek ve görenekler,
* tahta çıkan hükümdarın ilk icraat olarak yürürlüğe koyduğu hukuk kuralları,
* zamanın ve şartların gereksinimine göre hukuk kurallarına ilişkin kurultay kararları ile şekillenen düzenlemeler
Türklerde devletin uzun süre varlığım devam ettirmesi için töre­ ye uyulması gerektiği inancı hâkimdi. “İl gider, töre kalır.” sözün­ den de anlaşıldığı gibi töreye çok büyük önem verilir ve hatta töre devletten bile önde tutulurdu.

Orhun (Abideleri) Yazıtları‘nda Töre İle İlişkin Bazı Vurgular Bumin Kağan, İstemiKağan tahtta otur­muş, Türk milletinin ülkesini, töresini idare etmiş, düzenlemiş, ilsizleşmiş, kağansızlaşmış, köle olmuş halkı, Türk töresini bırakmış milleti.
Bu zamanda kendim oturup bunca önemli töreyi dört taraftaki halka yaydım. Töre gereğince amcam tahta oturdu. O (İlteriş) atalarının töresine göre bu­ dunu teşkilatlandırdı.

İlk Türk Devletlerinde Suçlulara Uygulanan Cezalar

Dövme ve yaralama suçlarının cezası hayvanla ödenen tazmi­ nattan ibaretti.
At veya madenden yapılmış şeylerin çalınması karşılığında suç­lu, çaldığı eşyanın sayı ve değerinin on mislini öderdi.
Ordudan kaçma, vatana ihanet, adam öldürme ve barış zamanın­ da başkasına kılıç çekmenin cezası idamdı.
Hayvan kaçıran hırsızın mallarına el konulur, aile fertlerinin hürri­yetleri kısıtlanırdı.
Ciddi bir tehlike olmadan ok ve yay kullanmak yasaktı.
Bir kişi karşısındakinin bir yerini kırarsa ceza olarak atını verirdi.

ÖNEMLİ NOT: Türk devletlerinde siyasi sorunlarla ilgili başkanlığını Kağan’ın yaptığı yüksek mahkeme olan “Yargu” ile adi suçlara (hırsızlık vb.) bakan ve başkanlığını yargucu denilen hakimlerin yaptığı yargan denilen yerel mahkemeler görülmüştür.

Bir halkta ahlak, gelenek, görenek ve ortaklaşa alışkanlıklar sonucunda belirlenmiş, benimsenmiş tavırların ve yaşama biçimlerinin, öteden beri uyula gelen toplumsal kuralların tümüne birden “töre” denir. Başka bir deyişle ilk Türk devletlerinde, millet ve devlet hayatında kaynağını geleneklerden alan sözlü okul kurallarına“ töre” denirdi.

Törenin kaynakları Nelerdir?

Kurultay kararları, örf, adet, gelenek, görenekler ve hükümdar emirleri

Töreye kağanla birlikte herkes uymak mecburiyetindedir. Bu durum, kağanın keyfi hareket etmesini engellemiş, hem de halkına adil davranmasını sağlamıştı. Ayrıca bu durum Türklerde “hukuk üstünlüğü“ prensibinin benimsendiğinin göstergesidir.

Töre değişmez hukuk kuralları değildir. Ancak değişiklik yapılabilmesi için kurultayda görüşülüp, kağan tarafından onaylanması gereklidir. Savaştan kaçmak, devlete karşı ayaklanmak, adam öldürmek gibi suçlar ölümle cezalandırılırdı. Siyasi suçlarının yargılandığı mahkemeye kağan başkanlık ederdi. Adi suçlara bakan mahkemelerin başkanına “ ” ya da “yargan” denirdi. Konargöçer bir hayat tarzı benimsendiği için uzun süreli hapis cezaları uygulanamazdı. Türklerde yazılı hukuk ilk kez yerleşik hayata geçen Uygurlarda başlamıştır. • Orhan Kitabeleri’nde bulunan “Ey Türk budunu (milleti), devletini, töreni kim bozabilir” ifadesinde devlet ile töre eşdeğer görülmüş, bir nevi devletin temeli töreye yani adalete dayandırılmıştır.

Eski Türklerde Sanat

• MÖ 7000’lere uzanan Anav kültüründen itibaren Orta Asya kültür merkezlerinde kerpiç ve tuğladan yapıl­mış evlerin olduğu köyler bulunması, pişmiş buğday taneleri ile değirmen taşla­rı, topraktan ve madenden yapılmış üzeri süslemeli eşyalara rastlanılması, ge­lişmiş bir kültürel yapının varlığını ortaya koymuştur.
• Uygurlara kadar yaygın olarak Bozkır yaşamının ve ekonominin temelinin hayvancılığa dayalı olmasının sonucu görülen yaylak ve kışlak yaşamı; Türklerin yaylaklarda “yurt” adı verilen ve keçeden çadırlar, alçak kubbeli ve iç çatısı ağaç iskelet olarak yapılmışın Çadırların tepelerinde havalandırmayı sağla­ yan delik bırakılmıştır.
• Özellikle Hakan çadırları (Otağ) renk renk kıymetli kumaşlar ve ipeklerle süslenmiştir. Süslemelerde genellikle; kaplanla dağ ke­çisi, grifonla geyik ya da bu tür hayvanları ve hayvanların birbiriyle mücadelelerini içeren betimlemeler yapmışlardır.
Uygurlarda “Stupa” denilen kubbeli tapınaklarda duvar ile kubbe arasındaki bağlantıyı sağlamak için üçgenler kullanılmıştır.
• Daha sonra Selçuklu ve Osmanlılarda da görülen bu üçgenler “Türk Üçgeni” olarak adlandırılmıştır.

 

Tarih
Yandex.Metrica