Meddah

Reklamlar

Meddah Nedir Ne demektir Kısaca Bilgi

Tek kişilik gösteridir. Meddah, öyküler anlatır­ken, öykülerde yer alan kişilerin de taklitlerini yapar. Olabildiğince, onların kılığına bürünür. Meddah öykülerinde konuşma dili kullanılır.

Anlatımı nesir şeklindedir. Konuları normal kişilerin başından geçen olaylardır. Meddah, hikayesini anlatmak için dinleyicilerden daha yüksek bir yere konmuş sandalyeye oturur, eline bir uzun bir baston alır, omzuna da büyükçe bir mendil koyar. Hemen ardından  ses ve şive taklitlerine dayalı hikayesini anlatmaya başlar.

Meddahın Özellikleri Nelerdir?

* Türk, İran ve Arap toplumlarında var olan meddahlık, halk hikayeciliğine benzeyen bir gelenektir.
* Meddah, hikaye anlatma sanatıdır. Tek kişi ile oynanan bir tiyatro oyunudur.
* Bu oyun meddah adı verilen bir kişinin, bir topluluk karşısında taklit yeteneklerini kullanarak bir hikaye anlatmasıyla oluşur. Meddahlar, olayı anlatırken olay kahramanlarının ağız farklılıklarının yanı sıra çeşitli hayvan seslerini ve doğadaki diğer sesleri de taklit ederler.
* Meddahlar, geniş bir bilgi dağarcıkları sayesinde anlattıklarına Türk kültür tarihinin önemli olaylarını da yansıtarak seyircileri bilgilendirmeyi de unutmazlar.
* Bu oyunda herhangi bir sahne düzeni yoktur. Meddah, herkesin rahatça görebileceği yüksek bir yere oturur. Bir eline mendil (Makreme), bir eline de sopa (değnek) alır. Mendili değişik tiplerdeki kişilerin kıyafetini göstermek ve ağzını kapatarak sesleri taklit etmek için kullanır. Sopadan da oyunu başlatmak, seyirciyi susturmak, saz, süpürge tüfek, at gibi varlıkları canlandırmak için yararlanır.
* Meddahlık geleneği yüzyıllar boyunca usta-çırak ilişkisine bağlı kalınarak devam etmiştir.

Meddah Örneği

MUTLULUĞUN SIRRI
(Meddah sahnenin ortasına gelir, bastonunu üç defa yere vurur.)
— Huzuru hazirun, cemiyeti irfan! Lâindir, münafıktır, dinsizdir şeytan. Şeytanın lâinliğine, dinsizli-
ğine, kâfirliğine; Rahmanın birliğine eyvallah.
Sevgili dostlar, mutluluk nedir sizce? Mutlu olmak nasıl
olur?
Efendim, benim çok param var, ben çok mutluyum. Ben
mutluluğu paramla satın alırım. Çok güzel bir arabam var, ben
çok mutluyum. Hiç mutlu değilim karnım aç, param yok…Bunlarla
zaman zaman karşılaşırız değil mi? Hayatımızda muhakkak
bu gibi durumlarla karşı karşıya kalmışızdır.
İşte delikanlının biri de bunu merak ederek mutluluğun
sırrını aramaya karar vermiş. Mutluluk nedir diye her önüne
gelene sormuş, soruşturmuş. Yıllarca mutluluğun sırrını aramış.
Nasıl mutlu olunur, mutluluk nedir diye.
Bir gün bir kasabaya düşmüş yolu. Namaz vakti geldi-
ği için camiye gitmiş, güzelce abdest almış, namazını kılmış.
Bakmışlar bu yabancı, bunu misafir edelim demiş kasabalılar.
İmam efendi sormuş:
— Hayırdır delikanlı ne işle meşgulsün, nerden gelip nereye
gidiyorsun, diye?
— Valla efendim ben mutluluğu arıyorum, demiş
— Ne! Neyi arıyon? demiş.
Delikanlı ciddiyetle:
— Mutluluğun sırrını arıyorum.
İmam gülerek:
— Allah layığını versin, mutluluğun sırrı bulunur mu yav?
O sıra köylülerden hal ehli bir zat demiş ki:
— Delikanlı! Bu bizim köyün sınırını geçtikten sonra önüne bir dağ gelir, o dağı aş, tepenin ardında
çok güzel bir dergâh var, oradaki dervişler mutluluğun sırrını bilir, git onlara sor, der.
Delikanlı sevinçle yemeği yarım bırakıp yola koyulmuş.Tepeyi aşınca güzel bir dergâh görmüş. Bir
sürü insan bu dergâha girip çıkıyormuş. Dergâha gelir ve bir pirle görüşmek istediğini söyler. Beklemesini
isterler. Bir hafta boyunca yer, içer, sıranın kendisine gelmesini bekler. Nihayet sıra kendisine gelir,
dervişan huzuruna girer. Piri fani bir zat oturmuştur köşede. Kendi halinde:
— Buyur evladım, der.
— Efendim ben mutluluğun sırrını arıyorum, sizin tarif edebileceğinizi söylediler. O yüzden buraya
geldim.
— Hım, demek ki… Kolay der, kolay.
Pir, gencin ellerine iki yemek kaşığı verir, üzerine iki damla zeytinyağı damlatır. Kalk der, dergâhı
gez, ders odalarını, kütüphaneyi her yeri gez ama dikkat et o iki damla yağ dökülmesin Dökülmeden
gelirsen mutluluğun sırrını söylerim, der. Delikanlı dışarı çıkar, bir taraftan etrafı izler, bir taraftan yağı
dökmemeye çalışır. Akşama kadar ancak bitirir. Üstadın yanına gelir. Yağ dökülmemiştir.
Meddah
207
— Her yeri gezdin mi, diye sorar?
— Gezdim efendim, der.
— Kütüphanedeki birbirinden eşsiz parşömenleri, kitapları gördün mü onların hepsi nadidedir.
Başka eşi yoktur, hepsi tek nüshadır.
— Pek göremedim efendim.
— Peki, bahçedeki gülleri, çiçekleri inceleyebildin mi?
— Fark edemedim efendim.
— Peki harita odasında dünya haritası üzerinde işaretlediğimiz yerleri görebildin mi?
— Eee, bakamadım efendim.
— Talebelerin ders yaptığı mahfilleri görebildin mi?
— Onları da göremedim efendim.
— İyi de delikanlı niye göremedin bu kadar güzel şeyleri?
— Efendim vermiş olduğunuz kaşıktaki yağı dökmemek için sürekli kaşığa bakıyordum o yüzden.
— Peki, bırak kaşığı tekrar git gez bakalım, der.
Delikanlı üstadın tarif ettiği yerleri gezer, o güzellikleri görür büyük mutluluk duyar. Tebessüm
eder, bu yerler çok hoşuna gitmiştir. Kütüphanedeki mükemmel eserleri, gül bahçesinin güzelliği onu
mest eder. Tekkenin muhteşem yapısı karşısında hayretler içinde kalır. Akşama doğru tekrar üstadın
yanına gelir.
— Gezdin mi, der?
— Evet, efendim gezdim, der.
— Gördün mü?
— Gördüm, efendim.
— Peki, ne anladın, mutluluğun sırrını öğrenebildin mi?
— Hayır, anlayamadım, der.
Üstat tebessüm eder.
— Evlat,der! Mutluluk elindeki kaşıkta bulunan iki damla yağı yere dökmeden etrafının güzelliklerini
fark edebilmektir. O yağ senin imanındır eğer yere dökersen onu kaybedersin. Etrafındaki güzelliklerin
tamamı geçici dünya hayatıdır. Onlara aldanır dalarsan yağı dökersin. Yağı dökmeden onların gü-
zelliklerini fark edersen mutluluğun sırrına vakıf olursun. İşte mutluluğun sırrı yağı dökmeden dünyada
yaşayabilmektir.
(Meddah bastonu üç defa yere vurur.)
Gözlerimizi kapatıp bu teşbihle yağı döküp dökmediğimizi kontrol edelim. Cenabıhak bize bahşettiği
nimetlerden ona layık bir şekilde istifade ederek ona şükredenlerden eylesin inşallah. Tekrar görü-
şünceye kadar sağlıcakla kalın efendim.
Yusuf Duru
Metni Anlama ve Çözümleme Bin Akçeye Bir Söz

Reklamlar

Bilinmeyen Kelimeler
cemiyeti irfan: Anlama düzeyi yüksek kişiler.
dergâh: Dervişlerin toplandıkları ve ayin yaptıkları yer, yapı.
derviş: Bir tarikata girmiş, onun yasa ve törelerine bağlı kimse, alperen.
huzuru hazirun: Huzurda bulunanlar.
lain: Lanetlenmiş.
mahfil: Toplantı yeri.
münafık: Dinî kurallara inanmadığı hâlde inanmış gibi görünen.
parşömen: Yazı yazmak, resim yapmak için özel olarak hazırlanan deri, tirşe.
piri fani: Pek yaşlı.
rahman: Herkese merhamet eden.
teşbih: Benzetme.

Tiyatro Ana Sayfasına Dönmek İçin TIKLAYIN

2 Yorum

Siz de Fikrinizi Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yandex.Metrica