Dillerin Doğuşu – Ortaya Çıkışı

Dillerin (Konuşmanın) Doğuşu

       Dilin ortaya çıkışı ile ilgili görüşler iki merkezde toplanır: Dilin tek bir kaynaktan ortaya çıktığı düşüncesi (Bu düşünceye sahip insanlara monojenistler adı verilir.) ve dillerin ayrı ayrı kaynaklardan doğup geliştiği düşüncesi. (Bu düşünceye sahip kişilere de polijenistler adı verilir.)

Dillerin Doğuşu ile İlgili Kuramlar

a) Yansıma Kuramı

       Alman bilim adamı Max Müller tarafından ortaya atılmıştır. Bu kurama göre dil, ses çıkaran bütün varlıkların sesinden yani yansıma sözcüklerden ortaya çıkmıştır. Hayvanların çıkarmış olduğu sesler, rüzgârın uğultusu, suların çağıltısı gibi tabiatta var olan sesler aracılığıyla insanoğlu ilk kelimesini oluşturmuştur.

b) Ünlem Kuramı:

     Bu kurama göre dil, duyguları belirten seslerden yani ünlemlerden ortaya çıkmıştır.

İnsanların farklı olay ve durumlarla karşılaşması sonucunda oluşan hislerin tesiriyle çıkardıkları ünlemlerin kelimelere evrildiğini, farklı kavramlara karşılık geldiğini savunmuşlardır. Yansıma kelimelerde olduğu gibi, ünlemlerin de tüm dillerin söz varlığına yerleşmeleri doğaldır. Türkçedeki oflamak, inlemek gibi fiilleri örnek verebiliriz.

c) İş Kuramı: 

    Birlikte iş yapmanın, ortak çalışmanın dilin doğuşunda etkili olduğunun esas alındığı kurama verilen addır. Buna göre ilk insanın, kazmak, kesmek, vurmak işleriyle uğraşırken çıkardığı bazı seslerden dildeki ilk kelimeler ortaya çıkmıştır.

ç) Ruh Bilimsel Kuram:

     Ruh bilim verilerinden yararlanan Alman bilim adamı Wunt, dilin doğuşunu sesli mimik ve jestlere bağlar. Buna göre ilk insan da tıpkı çocuk gibi karşısındakine düşüncesini, isteğini anlatabilmek için bazı yansıma sesleri çıkarmış ve her ses için de ayrı jest ve mimik ortaya koymuştur. Böylece ortaya bir jest dili çıkmış ve neticede kelimeler de bu jest dilinden doğmuştur. Bu kurama göre dil, başlangıçtan bugünkü duruma gelen kadar mimik, benzetme ve semboller basamağı olmak üzere üç basamaktan geçmiştir.

 d) Güneş Dil (Teorisi) Kuramı:

Kuramın ortaya çıkışı: 1935 yılında Viyanalı Dr. Phill Hermann Kvergiç’in, 41 sayfalık bir çalışması olan “Türk Dillerinin Psikolojisi” henüz yayımlanmadan Mustafa Kemal Atatürk’e iletilmişti. Sosyoloji ve Antropoloji araştırmalarının verileriyle psikanaliz görüşlerini birleştiren Kvirgitsch, kendi metodunu Türkçe, Moğolca, Mançuca, Tunguzca, Çince, Fince, Macarca, Japonca ve Hititçeye uyarlamıştır. Bu teoriye göre dilin doğuşunda ilk etken güneştir.

Atatürk’ün incelediği bu çalışmanın incelenmesi ve araştırılması isteğini o zamanki Türkologlar temelsiz ve faydasız bulmuşlardı. Atatürk’ün ısrar etmesi üzerine Hasan Reşit, Naim Nazım ve Abdülkadir İnan gibi dil bilimcilerden oluşan bir kurul “Türk Dillerinin Psikolojisi” makalesinden “Güneş Dil Teorisi” meydana getirmişlerdi. İnsanlık tarihinin en eski dilinin Türk dili olduğu savı, bu teorinin en önemli noktasıydı.

dillerin doğuşu ile ilgili kuramlar teoriler mustafa kemal atatürk güneş dil teorisi

Güneşin gücü, ısı ve ışık kaynağı olması, büyüklüğü, güç, hareket ve süreklilik göstermesi İnsanoğlunun kafasında güneşle ilgili birçok kavramın da şekillenmesini sağlamıştır. Bu kurama göre bütün dillerdeki ilkel kökenler Sümerceden doğmuştur. Dil felsefesiyle de ilgili olan bu kuram 1935-1936 yıllarında Türk dilcileri tarafından ortaya atılmış ve o dönem ulus bilincini yerleştirmek amacıyla Atatürk tarafından da araştırılması teşvik edilmiştir.

Mustafa Kemal Atatürk’ün bu teorinin araştırılmasını istemesindeki en büyük etken Avrupalıların Türkleri aşağılayan tarih tezleriyle hesaplaşma çabası olarak düşünülebilir. Mustafa Kemal Atatürk, Türk halkında kendisine güvenen ve öz saygısı olan bir ulus yaratmak istiyordu. Avrupalıların Türkleri dışlamasına cevap olarak “Türkçe, Taş ve Maden devri gibi çok eski çağlarda kültür sözcüklerini göç yolu ile tüm dünya dillerine yayan eski, köklü ve büyük bir kültür dilidir.” imajı yaratılacaktı.

Genel
Alt Kategoriler:,
Yandex.Metrica