Uygurca

Reklamlar

Uygurca (Uygur Türkçesi) Hakkında Kısaca Özet Bilgi

    Uygurca genel olarak Köktürkçe’nin devamı olarak görülmekle birlikte aşağıda belirtileceği gibi bazı noktalarda Köktürkçe‘den ayrılır.

   11. yüzyıla kadar devam etmiştir. Eski Uygurca, Göktürkçeden sonra Uygur Devleti tarafından resmî devlet dili olmuştur. Türkler, özellikle ticari hayatın da etkisiyle eski bir İrani kavim olan Soğdlularla etkileşim içinde olmuşlardır. Soğdlulardan Sami kökenli Soğd alfabesini öğrenen Uygurlar, bu yazının işlek türünden kendileri için yeni bir alfabe geliştirmişlerdir. On sekiz harften oluşan bu alfabe, Türkler tarafından çok uzun bir zaman geniş bir coğrafyada kullanılmıştır. Türkçe için hiç de elverişli olmadığı hâlde özellikle Budist dinî eserlerin yazımında Uygur alfabesi tercih edilmiştir.

Kısaca Uygur Tarihi

(a) Ötüken Uygur Kağanlığı (Bozkır Uygur Kağanlığı 744-840)

    744 yılında Moğolistan’daki II. Köktürk Devleti, Uygurlar başta olmak üzere Karluk ve Basmillerin ittifakıyla yıkılarak yerine Uygur Kağanlığı (Ötüken Uygur Kağanlığı 744-840) adlı başka bir Türk devleti kurulmuştur. Bu Kağanlığın merkezi Orhun Nehri üzerinde yer alan Karabalgasun’dur. 751 yılında yapılan Talaş Savaşı’nda Orta Asya’nın Çin egemenliğine girmesini istemeyen Karluk ve Yağma Türkleri, Arapların yanına geçmişler ve savaşı Arapların kazanmasını sağlamışlardı. Talaş Savaşı’nda Çin’in mağlup olması, Türk, Çin, İslam ve dünya tarihiyle medeniyetinde çok önemli etkiler bırakmıştır. Çinliler Talaş yenilgisinden sonra 20. yüzyıla kadar, Tanrı Dağları’nın (Tiyenşan) batısına geçememişlerdir. Kartuklar, Talaş zaferinden on beş yıl sonra, 766 tarihinde, Tanrı Dağları batısında ve Çu Irmağı boylarında Karahanlı Devleti adında müstakil bir Türk devleti kurmuşlardır. Böylece, Türkler, Müslümanlarla tanışıp İslam dinini yakından tanıma imkânı bulmuşlardır. Orta Asya’daki binlerce Türk, İslam medeniyetine girmiştir. Uygurların ilk hükümdarları olan Köl Bilge artık eski unvanı olan ilteberle yetinmeyip kendisine hakan unvanı vermiş, bu durumu çok geçmeden Çin’e de kabul ettirmiştir, ilk Uygur hükümdarının oğlu Bilge Kağan (Çince adı: Mo-yen-ço), Çinli ve Soğd’lu mimarları 758 yılında Bay-Balık (zengin şehir) şehrinin kurulması için görevlendirmişti.

Reklamlar

    Çin sarayında 755-763 sıralarında büyük karışıklıklar olmuştur. Sarayından kovulmuş olan Çin hükümdarı, kendi memleketinin güneybatıdaki komşusu olan ve eskiden barbar saydığı Uygurlardan yardım istemek mecburiyetinde kalmıştı. Bu fırsatı değerlendiren Uygur Kağanı Bögü (Moğyü), 762’de Çin’in başkenti Ch’angan’ı fethederek Çin hükümdarına iade etmiştir. Bögü Kağan, şehri kuşatması sırasında birkaç Manici Soğdu ziyaret etmiştir. Bu Soğdlar Uygur Kağanı üzerinde büyük etki bırakmıştır. Bunun sonucunda, Bögü Kağan yapmış olduğu Çin Seferi’nin ardından Mani dinini resmen kabul etmiştir. Karabalgasun’un iktidar mücadelesi ve isyanlara maruz kalması ve başta Tibetliler, Kırgızlar ve Çinlilerin dıştan baskıları sonucu zayıf düşen Ötüken Uygur Kağanlığı 840’ta tarihe gömülmüştür. 

(b) Koço Uygur Kağanlığı (840-1250)

      Kuzeydeki Kırgızlardan gelen bu yıkımdan sonra Uygurlar, Ötüken’i terk ederek daha önce ticaret nedeniyle yabancısı olmadıkları güneye, Tarım Havzası’na yerleşmişler ve burada merkezi Koço olan yeni bir devlet kurmuşlardır. Moğol zamanına kadar süren Koço Uygur Kağanlığı (840-1250) hiçbir döneminde güçlü bir imparatorluk olmamışsa da tarihte üstlendikleri rol, kültür alanındaki başarıları olmuştur. Uzun zamandır Tibet baskısı altında yaşayan Çin imparatoru, dengeleyici güç olarak tasarladığı bu devleti kendisine bağlı olması koşuluyla da olsa hemen tanımış ve Uygurların Tarım Havzası’nın öteki ucuna (Kaşgar’a) kadar yayılmasına ses çıkarmamıştır.

    Mani dini ilk Uygur Kağanlığı’nın çöküşüyle rağbetten düşmüş, Koço’da Budizmden sonra ikinci din olmuştur. Taspar’dan sonraki Köktürk Kağanları da Budizmin koruyucuları olup yayılması için gerekli gayreti göstermişlerdir. I. Köktürk dönemi Budizmin hayat alanı olarak âdeta bütün Türk yurdunu seçmiştir. Kısacası, Uygurların Budizmle tanışmaları, Manizheizmle tanışmalarından öncedir. Hatta Uygurlar, 1209’da Cengiz Devleti’ne dâhil olunca Moğolları da Budizme alıştırmışlardır. II. Uygur Devleti, Cengiz dönemine kadar yaşamıştır. Cengiz istilası sırasında binlerce yıllık kültür eserleri ve sulama tesisatı yıkılmış, binlerce yıllık çalışma sayesinde meydana getirilmiş olan mamur vahalar daralmıştı.

Uygurca Dil Özellikleri

Kök Türkçedeki birleşik ses /ny/ fonemi Uygur döneminde bölünmüştür. Bu sesin bölünmesine göre Uygurca’da iki farklı diyalekt görülmeye başlanır, n ağzı yalnızca Mani dinine ait metinlerde görülmektedir, y ağzı, Burkan dinine ait metinlerde görülür. Bu ağız, Daha sonra genelleşerek Uygurların ortak yazı dili olmuştur. İlgi, yükleme ve vasıta hâli, görülen geçmiş zaman, şahıs ekleri ve iyelik ekleri, bütün yardımcı ünlüler ve yapım eklerinin dar ünlüleri bu ağızda genişler.
• Köktürkçede kelime içi ve kelime sonundaki “b” sesi çoğunlukla “w” olmuştur.
• -lar çokluk eki Uygur Türkçesinde genelleşir.
• -daçı/-deçi gelecek zaman eki Uygurcada -gay/-gey ekiyle yapılmaya başlanmıştır.
• Köktürkçede isim üslubu, Uygurcada sıfat üslubu görülmektedir.
• Köktürklerin kelime hazînesi devlet teşkilatı, savaş, göçebe hayatla ilgili kelimeler bulunur. Uygurlarda yerleşik hayata mensupluk bildiren şehircilik, tarım ve dinî hayatla ilgili kelimeler daha çoktur.
• Köktürkçede sade bir cümle yapısı vardır. Uygurcada ise, daha canlı bir cümle yapısı dikkati çeker.

Uygurca Verilen Eserler

Uygurca eserler kitabe ve yazmalardan oluşmaktadır. Bu dönemden kalan kitabelerde Köktürk alfabesi kullanılmıştır. Kitabelerin büyük bölümü Ötüken Uygur Kağanlığı’ndan kalmadır (8. ve 9. yy), en önemlileri şunlardır:
Taryat Kitabesi: Moğolistan’da Terh Irmağı bölgesinde bulunmuştur.

• Tes Kitabesi: Moğolistan’da Tes Irmağı civarında bulunmuştur.

• Şine Usu (Moyun Çor) Kitabesi: Moğolistan’da Şine Usu bölgesinde bulun-muştur.

• Kara Balgasun Kitabeleri: Moğolistan’da eski Uygur başkenti olan Karabalgaasun’da bulunan 3 kitabedir.

         Uygurca yazma eserlerde Köktürk alfabesinden başka Mani, Uygur, Brahmi ve Sogd alfabeleri kullanılmıştır. Bu dönemden kalma en önemli yazma eserler şunlardır:

• Altun Yaruk: Uygur edebiyatının en hacimli ve en popüler eseridir. Eser, Budanın vaazlarını içerir. Budizmin inanç ve felsefesini din adamlarının menkıbeleriyle anlatan eser, 700 sayfadan oluşur.
Sekiz Yükmek: Sekiz Yığın Işık Sûtrası Çinceden çevrilmiştir. Doğu Türkistan’da Turfan yakınlarında bulunmuştur.

• Kalyanamkara ve Papamkara Hikâyesi: İyi Düşünceli Şehzade ve Kötü Düşünceli Şehzade Hikâyesi, iki kardeş arasında geçen Burkan dinine ait menkıbenin hikâyesidir.

• Irk Bitig: Mani dinine ait Köktürk harfleri ile yazılmış bir fal kitabıdır.

3) Kullanılan Alfabe

(a) Köktürk Yazısı
Uygurların Orhun bölgesinden ayrılmadan önce birkaç belgede kullanmış oldukları alfabedir. (Irk Bitig, Taryat, Tes)

(b) Uygur Yazısı
Uygur belgelerinde en çok kullanılan yazıdır. Fakat ünlü ve ünsüz harf sayısı sınırlıdır. Türkçenin fonetiğine uygun bir alfabe değildir.

(c) Soğd Yazısı
Budizmle ilgili az sayıdaki yazmada kullanılmıştır.

(ç) Mani Yazısı
Maniheizmle ilgili yazmaların bir bölümünde kullanılmış yazıdır.

d) Brahmi Yazısı
Budizmle ilgili metinlerin yanı sıra tıp ve takvim metinlerinde kullanılmış, fonetik olarak gelişmiş bir yazıdır. Bu bakımdan dil araştırmaları için büyük önem taşır. Bu yazıda kapalı e, o, u, ö, ü farklı karakterlerle gösterilmiştir.

(e) Tibet Yazısı
Bu yazı da, fonetik bir yazı sistemidir fakat bununla yazılan Uygurca metinlerden ancak 100 kadar kelime okunabilmektedir. Bu yazıda ı, i, o, u, ö, ü seslerinin her biri için ayrı bir karakter kullanılmıştır.

4) Uygurca Üzerine Yapılan Çalışmalar

    Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Alman bilim adamları Turfan’da ele geçirilen Uygur metinlerinin yayımına ağırlık verirler. W. Bang ve öğrencisi A. von Gabain Uygurca metin yayımında önemli bir aşama olan Türkische Turfan-Texte dizisini başlatırlar. 10 cilt sürecek bu dizinin ilk beş kitabı Bang ve Gabain tarafından yayımlanır. (1929-1931). 1931’de bu beş cildin indeksi yayımlanır. 1934’te yayımlanan altıncı ciltte ekibe R. Rahmeti Arat da katılır. Yedinci cilt 1936’da R. Rachmeti tarafından yayımlanır. 1954’te Gabain sekizinci cildi yayımlar. Dokuzuncu cildi Gabain ve W. Winter birlikte 1958’de yayımlarlar. Onuncu cilt 1959’da Gabain tarafından hazırlanır. Uygurca metinlere ait ilk sözlük Ahmet Caferoğlu tarafından yayımlanır. R. Rahmeti Arat, 1965’te Uygur dönemi şiirini toplu olarak ele alıp incelediği çalışmayı yayımlar.

Yandex.Metrica